6. sınıf isimler kaça ayrılır? Kayseri’de başlayan bir hatıranın içinde kaybolmak
Kayseri’de kışlar sert olur. Sabahları camların buz tuttuğu, nefesin bile havada küçük bir buluta dönüştüğü o günleri hâlâ çok net hatırlıyorum. 25 yaşındayım şimdi, günlüğüm hâlâ çekmecemde durur; bazen açıp eski sayfalara bakınca kendimi başka bir çocuğun gözlerinden okuyor gibi hissediyorum. En çok da 6. sınıf günleri… O zamanlar en basit görünen şeylerin bile içimde nasıl büyük fırtınalar kopardığını şimdi daha iyi anlıyorum.
Ve o fırtınaların ortasında bir ders vardı: Türkçe. Özellikle de “6. sınıf isimler kaça ayrılır?” konusu.
6. sınıf isimler kaça ayrılır? İlk karşılaşma
O gün sınıfa girdiğimde tahtada büyük harflerle yazıyordu: “İSİMLER KAÇA AYRILIR?”
Öğretmenimiz, sesi biraz sert ama aslında içine sevgi gizleyen bir tonla konuşuyordu. Ben ise sıranın en arkasında, defterime küçük çizimler yapıyordum. Kayseri’nin o gri kış sabahında içimde garip bir yorgunluk vardı.
Sonra öğretmen birden dönüp sordu:
“Çocuklar, 6. sınıf isimler kaça ayrılır?”
Sınıf sessiz kaldı. Ben de sessizdim. Ama içimde bir şey kıpırdadı. Sanki bu soru, sadece bir ders sorusu değil de hayatın kendisine dair bir bilmecenin parçasıydı.
O an bilmiyordum ama aslında dilin en temel sınıflandırmalarından birini öğreniyorduk.
İlk kırılma: Öğrenemediğimi düşündüğüm an
O derste anlatılanları anlamamıştım. Öğretmen “özel isim, cins isim” dediğinde aklım karışmıştı. Defterime yazdığım her kelime birbirine giriyordu.
O gün eve döndüğümde içimde garip bir hayal kırıklığı vardı. Sanki herkes anlamıştı da ben geride kalmıştım. Annem sofrayı hazırlarken ben odama çekildim ve günlüğüme şöyle yazdım:
“Bugün isimler kaça ayrılır diye sordular. Bilmiyordum. Sanki herkes biliyor ama ben dışarıda kalıyorum.”
O satırları yazarken hissettiğim şey basit bir üzüntü değildi. Daha derin, daha sessiz bir kırılmaydı.
6. sınıf isimler kaça ayrılır? Gerçek cevapla tanışma
Bir sonraki ders öğretmen tahtaya dört büyük başlık yazdı:
1. Özel isimler
2. Cins isimler
3. Somut ve soyut isimler
4. Tekil, çoğul ve topluluk isimleri
Ve o an, zihnimde bir şey yerine oturmaya başladı.
Öğretmen anlatırken artık daha dikkatli dinliyordum. Çünkü bu kez sadece ders dinlemiyordum; bir şeyi çözmeye çalışıyordum.
6. sınıf isimler kaça ayrılır? sorusunun cevabı aslında basitti ama benim için anlamı çok daha büyüktü: Dünyayı sınıflandırmanın bir yolu.
Özel isimler: Benim Kayseri’m
Özel isimleri öğrendiğimizde öğretmen şöyle dedi:
“Bir tane olan, tek olan varlıkların isimleri.”
Kayseri dediğinde içimde bir şey oldu.
Çünkü Kayseri benim için sadece bir şehir değildi. Sokakları, kışları, simit kokusu, okul yolundaki buzlu kaldırımlar… Hepsi bir bütündü.
Özel isimleri öğrendiğim gün ilk kez şunu düşündüm: Demek ki benim şehrim de dilin içinde özel bir yere sahipti.
O gün eve gidip günlüğüme şunu yazdım:
“Kayseri özel isimmiş. Ben de özel miyim acaba?”
Çocuk aklı işte… Ama o soru uzun süre içimde kaldı.
Cins isimler: Her şeyin adı olan dünya
Cins isimleri öğrendiğimde daha da şaşırmıştım.
“Kitap, masa, kalem…”
Bunlar tek bir şeye ait değildi. Her yerde vardı.
O an fark ettim ki dünya aslında kelimelerle dolu bir sınıflandırma sistemi.
O zamanlar okul çantam çok ağırdı. İçinde defterler, kalemler, silgiler… Hepsi birer cins isimdi aslında. Ama ben o zaman bunu bilmiyordum.
Şimdi geriye bakınca, o günlerde dünyayı farkında olmadan etiketlediğimi görüyorum.
Somut ve soyut isimler: Görülen ve hissedilen arasındaki fark
Belki de en çok burada etkilendim.
Somut isimler: görülen, dokunulan şeylerdi.
Soyut isimler: hissedilen ama tutulamayan şeylerdi.
Öğretmen “sevgi” dediğinde sınıf biraz sessizleşmişti.
Ben o an pencereden dışarı baktım. Kar yağıyordu. Ve içimde tuhaf bir sıcaklık vardı.
Sevgi somut değildi ama içimi dolduruyordu.
O gün anlamadığım şey şuydu: Bazı şeyler gözle görülmez ama insanın en gerçek tarafıdır.
Tekil, çoğul ve topluluk: Kalabalığın içindeki yalnızlık
Tekil ve çoğul konusuna geldiğimizde öğretmen tahtaya yazdı:
“kitap – kitaplar”
Basit görünüyordu.
Ama o gün sınıfa baktığımda şunu hissettim: Hepimiz aslında çoğulduk ama herkes kendi içinde tekildi.
Sınıf kalabalıktı ama içimde bir yalnızlık vardı.
Topluluk isimlerini öğrendiğimizde bu duygu daha da garipleşti. “Ordu, sınıf, sürü…”
Sanki insanlar sadece bireylerden değil, gruplardan da oluşuyordu.
O gün defterime şunu yazmışım:
“Ben tek miyim, yoksa bir topluluğun parçası mı?”
6. sınıf isimler kaça ayrılır? Dersle hayatın karıştığı an
Zaman geçti. Ortaokul bitti, lise geldi, sonra üniversite…
Ama o ders hiçbir zaman tamamen gitmedi.
Kayseri’den Ankara’ya taşındığımda, metroda otururken bazen aklıma o sınıf gelirdi. Pencere kenarında oturan küçük ben… Elinde kalem, kafası karışık ama meraklı.
Bir gün üniversitede bir arkadaşım “dil aslında düşünme biçimidir” dediğinde içimden bir şey koptu.
Çünkü ben bunu zaten 6. sınıfta hissetmiştim ama adını koyamamıştım.
6. sınıf isimler kaça ayrılır? sorusu artık sadece bir ders sorusu değildi. Hayatı sınıflandırmanın ilk adımıydı.
Bugünden bakınca: O çocuğa söylemek istediğim şey
Şimdi 25 yaşındayım. Kayseri’ye her döndüğümde o okulun önünden geçiyorum. Duvarlar aynı değil belki ama his aynı.
Keşke o küçük halime şunu söyleyebilsem:
“Anlamadığın şeyler olacak. Hatta çoğu zaman anlamadığını sanacaksın. Ama bir gün hepsi yerine oturacak.”
Çünkü gerçekten öyle oldu.
6. sınıf isimler kaça ayrılır? diye o gün anlamadığım şey, bugün dilin dünyayı nasıl düzenlediğini anlatan en basit kapıymış.
Son bir hatıra: Günlüğün son sayfası
Geçen ay eski günlüğümü buldum. Sayfaları sararmış, köşeleri kıvrılmıştı. En alt sayfada şu yazıyordu:
“Bugün isimlerin aslında her şeyi sınıflandırdığını öğrendim. Belki de ben de bir gün kendimi anlayabilirim.”
O satırı okurken uzun süre sessiz kaldım.
Çünkü o çocuk, aslında bugün olduğum kişiye çok benziyordu.
Ve belki de en önemlisi şu: 6. sınıf isimler kaça ayrılır? sorusu, sadece bir ders konusu değil, insanın dünyayı ilk kez düzenlemeye çalıştığı anlardan biriydi.
Ben o düzenin içinde hâlâ kendi yerimi bulmaya çalışıyorum.