Asit İnsanı Eriter mi?
Kayseri’de, kışın soğuk, yazın bunaltıcı sıcak olduğu bu şehirde, insanların içsel dünyaları da bir o kadar yoğun olabiliyor. Hani, dışarıda her şey soğuk ve kasvetliyken, iç dünyanda tam tersi bir fırtına kopar. Bu şehirde her şeyin yavaş işlediği, zamanın bir şekilde durduğu hissine kapılman kolay. Ama bazen, dışarıdaki yavaşlık iç dünyandaki birikimleri taşır, öyle anlar gelir ki, hayal kırıklıkları ve duygusal yoğunluk insanı o kadar sarar ki, ne yapacağını bilemezsin. Bu yazıda, tam da böyle bir anda yaşadıklarımı anlatacağım.
Bir Fırtına Öncesi: O Günün Sabahı
O sabah her şey normaldi. Kahvemi içmek için mutfağa gittiğimde, pencerenin dışındaki soğuk hava camları buğulandırıyordu. Uyanmıştım ama bir türlü uyanamadım. Bir şey eksikti. İnsan bir zamanlar yaşadığı duygusal boşlukları doldurmaya çalışırken, bazen daha da dibe çekilebilir. Bu hisse düşmek işte, sanki bir kayıptı, bir boşluktaydı ama tam olarak ne olduğunu bilmiyordum.
Hayatımda bir dönüm noktasıydı. Aslında öyle olduğunu biliyordum ama her şey o kadar karmaşıktı ki, üzerine düşmeye korkuyordum. İçimdeki bu boşluk, bu düğüm, bir şekilde bana ulaşmaya çalışıyordu. O gün, her şeyle yüzleşmeye karar vermiştim. O an her şeyin bana ait olduğunu, hayatımın kontrolünü elime alabileceğimi hissediyordum. Ama aslında bunu yapmam imkansız gibiydi.
Bundan önceki birkaç ay boyunca, içimde biriken duygularımı başka birine anlatmaktan, kendimle barışmaktan ve ruhsal olarak iyileşmekten çok uzak kalmıştım. Kendime o kadar yüklendim ki, bir anlamda yıkılmak üzereydim. Hani bir insanın içinde eriyen bir şeyler vardır, kaybolan bir şeyler… Bu kaybolan, eriyen şeyin ne olduğunu çözemedim ama o sabah, bir cevap arıyordum.
Asit İnsanı Eriter mi?
İçimdeki boşluğu ve kırıklığı bu kadar hissederken, gerçekten merak ettim: Acaba bir insanın duygusal olarak çökmüş hali, tıpkı asit gibi, insanı eritir mi? Bu soruyu kendime sorarken, aslında tam olarak şunu düşünüyordum: İnsan içindeki duygusal acıyı ve hayal kırıklığını nasıl siler, yok eder? Ya da eritir mi? Aslında kimseye anlatamadığım, bir türlü dışarıya vuramadığım o duyguları eritebilmek için bir yol var mıydı?
Çok sevdiğim bir arkadaşım vardı, adı Yasemin. Onunla sıkça konuşurduk ama son zamanlarda bu sohbetler daha azalmıştı. Bu yüzden onu aradım. Duygularımı açıkça ona anlatabilirdim, o beni anlar diye düşündüm. Yasemin, bana çocukken söylediği bir sözü hatırlattı: “İçindeki asit seni eritmiyor, seni yeniden şekillendiriyor.” Bir anda gözlerim doldu. Onun söylediği bu söz, içimdeki tüm kırıklıkları bir anlığına bile olsa aydınlattı. Evet, duygusal olarak çökmek belki bir şekilde insanı değiştirebilir ama eriten bir şey olamazdı. Yani, içimdeki duygusal yük aslında beni daha güçlü yapmalıydı.
Yasemin’in söyledikleri üzerine düşündükçe, içinde eridiğim duyguların, beni başka bir insan yapacağını fark ettim. Bu, bir kayıptan çok, yeni bir başlangıçtı. Yani, asit insanı eritir mi sorusuna verebileceğim tek cevap, “Hayır, ama yeniden şekillendirir,” olurdu.
Bir Yıkım Anı: Eriyen O An
Birkaç gün sonra, bir akşam Kayseri sokaklarında yürürken, içimdeki duygusal kırılma bir anda zirveye ulaştı. Yavaşça yürürken, bir kafede oturan birkaç insanın güldüğünü gördüm. O an, içimde bir şey patladı. Öyle bir an ki, duygularım tüm bedenimi sardı. Hayal kırıklığı, yalnızlık, kaybolmuşluk… hepsi bir anda beynimi sardı.
Yolun kenarındaki bir parkta yalnız başıma yürürken, gözlerim yaşla doldu. O kadar karışıktım ki, ne hissettiğimi bile bilmiyordum. Sonra, birden bir çözüm bulmuş gibi hissettim. İçimdeki asit gibi hissettiklerimi bir şekilde dışarıya dökmek istiyordum. Aslında bu duygu, bana bir şeyler öğretmeye çalışıyordu. Duygusal olarak eriyen bir insanın yapması gereken tek şeyin, içindeki karanlıkları, acıları kabul etmek olduğunu fark ettim.
Bir Umut Parıltısı: Yavaşça Yeniden Doğmak
O gün, bir karar verdim: Artık duygusal olarak erimeyeceğim. Yavaşça ama kararlı bir şekilde, kendime olan inancımı yeniden inşa edecektim. İçimdeki asit, bana ne kadar zorlayıcı görünse de, aslında onu yeniden şekillendirmemi sağlayacaktı. O an kaybolmuş gibi hissettim ama kaybolmak, yeniden bulunmak demekti. Şimdi, geçmişin kırgınlıklarından, acılarından, düşüşlerinden dersler alarak yeniden yükselmeliydim. İçimdeki asit, bir gün benim gücüm olacaktı.
Bu yazı, hayatımın dönüm noktasına dair bir hatırlatmaydı. Zaman zaman insanlar, duygusal olarak çökerler, ama bu çöküş, sonunda yeniden doğuşa yol açar. Asit insanı gerçekten eritmez, ama onu yeniden şekillendirir. Ve bir insan, her ne kadar zorlanmış olsa da, sonunda dayanma gücünü bulur. O gücü, bazen beklemediğiniz bir yerden, bazen de hiç beklemediğiniz bir zaman diliminden alırsınız.
O gün, Kayseri sokaklarında yürürken, kendimi yeniden buldum.