İnsan Yaratılış Amacı Nedir?
İnsanın yaratılış amacı nedir? Bu soruyu hayatımızın bir noktasında hepimiz sormuşuzdur. Konya’nın geniş, sessiz sokaklarında yürürken, bazen aklımda bir yankı gibi çınlayan bu soru beni durdurur. İçimdeki mühendis ile içimdeki insan tarafı arasında bir tartışma başlar. Mühendislik mantığıyla bakacak olursam, insanın amacı biyolojik ve evrimsel bir süreçten ibaret olabilir. Ama içimdeki insan tarafı, daha derin bir anlam arayışında. Birçok farklı felsefi görüş var bu konuda ve her biri kendince insanın yaratılış amacını sorguluyor. Hadi gelin, bu farklı bakış açılarına birlikte göz atalım.
Bilimsel Bakış: Evrimsel Perspektif
İçimdeki mühendis hemen devreye giriyor: “Bize bir işlev lazım, bir fonksiyon!” İnsan yaratılışının amacını anlamak için ilk başta evrimsel bir bakış açısına göz atmak mantıklı. Evrim teorisine göre, insanların temel amacı hayatta kalmak ve türlerini devam ettirmektir. Yani, bir mühendis bakış açısıyla, insanın yaratılış amacı biyolojik bir işlev görmekten ibaret olabilir. Evrimsel süreçler, insanların bu dünyada varlıklarını sürdürebilmek için belirli özellikler kazandığını söyler.
Mesela, insanın iki ayak üzerinde yürümesi, ellerinin inceliği ve zekâsı, onu diğer canlılardan ayıran özelliklerdir. Bunlar evrimsel olarak hayatta kalmayı ve çevreyle başa çıkmayı kolaylaştırmış özellikler. Yani bilimsel açıdan bakıldığında, insanın yaratılış amacı, biyolojik olarak varlığını sürdürebilmek ve türünü devam ettirmektir.
Ama bu bakış açısını yalnızca bir mühendis bakışıyla görmek de yetersiz. Çünkü insan sadece bir biyolojik makine değil, duygusal ve psikolojik bir varlıktır.
Duygusal Bakış: Anlam Arayışı
İçimdeki insan tarafı hemen devreye giriyor: “Ama insan sadece bir hayatta kalma mücadelesi vermez ki. İnsan, anlam arayışı içinde bir varlık. O, sevgi arar, huzur arar, bağlılık arar.” İnsan, çoğu zaman basit biyolojik gereksinimlerin ötesine geçer ve daha derin bir anlam peşinde koşar. İşte bu noktada felsefi yaklaşımlar devreye giriyor.
Örneğin, varoluşçuluk felsefesi, insanın yaratılış amacının belirli bir “doğal” veya “ilk” amacının olmadığına inanır. Varoluşçu düşünürler, insanın anlam arayışının özünden kaynaklandığını söylerler. İnsan, dünyada yalnızca var olmaktan çok, kendi anlamını yaratmak zorundadır. Yani her insan, yaşamını bir anlamla doldurmak için sürekli bir çaba içerisindedir.
Bunun bir örneğini, Konya’daki Selimiye Camii’nin avlusunda otururken de gözlemleyebilirsiniz. İnsanlar, sadece caminin estetiğinden değil, orada bir anlam bulma arayışından dolayı huzur bulurlar. İçsel bir dinginlik arar, kendini tanımak ve anlamlandırmak ister. Bu anlam arayışı, insanın yaratılış amacını sorgularken gözden kaçmaması gereken bir diğer bakış açısıdır.
Dini Bakış: İlahi Amaç
Dini perspektife baktığımızda ise, insanın yaratılış amacının daha belirgin ve açık olduğu söylenebilir. Çoğu din, insanın yaradılış amacını Tanrı’nın iradesine ve planına dayandırır. İslam’da, insanın yaratılış amacının Allah’a kulluk etmek ve O’nun öğrettiklerini yaşamak olduğu söylenir. Hristiyanlık ve Yahudilikte de benzer şekilde, insan Tanrı tarafından yaratılmış ve O’na hizmet etmek için dünyaya gelmiştir.
İçimdeki mühendis burada devreye giriyor: “Ama bir insan bu açıklamayı bilimsel bir temele dayandırabilir mi?” diye düşünüyor. Elbette, bu soruya farklı bir yaklaşım getirebilirsiniz. Bilimsel bakış açısının ötesinde, duygusal ve spiritüel bakış açıları, insanın varlık amacını anlamada önemli bir rol oynar.
Felsefi Bakış: İnsan ve Özgürlük
Son olarak, felsefi açıdan insanın yaratılış amacı hakkında konuşalım. Bu konuda en ilginç görüşlerden biri, Nietzsche’nin “Tanrı öldü” anlayışıdır. Nietzsche’ye göre, insan, kendi değerlerini yaratma ve kendini aşma gücüne sahiptir. Tanrı’ya ve sabit bir amaca olan inanç azalırken, insanın özgürlüğü ve kendi anlamını yaratma kapasitesi ön plana çıkar. Bu bakış açısına göre, insanın yaratılış amacı, ne Tanrı’nın planı ne de evrimsel bir süreçtir. İnsan, kendisini var kılmak için sürekli bir içsel mücadele verir.
Bununla birlikte, Sartre’ın varoluşçuluğu da benzer şekilde insanın varoluşunu ve amacı üstüne derin düşünceler sunar. Sartre’a göre, insan önce vardır, sonra bir anlam yaratır. Bu anlamı sadece kendisi belirler ve bu özgürlük, insanın en belirgin özelliğidir.
—
Sonuç: Herkesin Kendi Yolu
İçimdeki mühendis ile içimdeki insan arasında süregelen bu tartışma, aslında insanın yaratılış amacını anlamada ne kadar çok boyutlu bir yaklaşımın gerektiğini gösteriyor. Bir yanda biyolojik ve evrimsel gerçeklik, diğer yanda anlam arayışı ve duygusal deneyimler yer alıyor. Sonuçta, insanın yaratılış amacı nedir sorusunun tek bir doğru cevabı yoktur. Her birey, kendisine göre bir anlam bulur ve o anlamla dünyada yerini alır.
Beni ve belki sizleri de en çok etkileyen şey, insanın bu kadar farklı bakış açılarıyla yaşamı anlamlandırma kapasitesidir. Belki de insanın gerçek amacı, sadece bu yolculukta kendi sorularına cevap aramaktır.